Bunları Biliyor musunuz?
16/2/2007 -Kategori: arastirma

Kağıt Parayı Kimler İcat Etti ?*
Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli
mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118
yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806
yılında yine Çin�de ortaya çıkmıştır.
Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına
rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690�lı yıllarda Amerika Birleşik
Devletleri�nde Massachusetts Hükümeti, İngiltere'de ise "Goldsmiths" ler
tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez
Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de
yaygınlaştığı görülmektedir.
"Kağıt icat edildi, paranın kağıt olması yüzyıllar sürdü."
*Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir ?
*
Bu şarkı "Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerikalı iki
kız kardeşe aittir. Orijinal adı "Good Morning to All" yani "hepinize
günaydın"dır. Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır.
Fakat telif hakkı kardeşlere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik
şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme
yapma zorunluluğu vardır.
*Mezara niçin çiçek konulur ?
*
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon' nun milattan önce 1346 da öldüğünde
mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupa da
ise M.Ö2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O
zamanlarda bu
çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan
ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır.
Servi ağacı da bu nedenle mezarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları
rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenlerinde siyah
giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayaletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.
*İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar ? *
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini
sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha
hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı
yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati
kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol
kollarındaki saati kurabilirler.
*Satrançta şah niçin o kadar pasiftir ? *
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden
bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha
yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe
adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret
etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış,
oradan dünyaya yayılmıştır.
*Bir hafta niçin 7 gündür ?
*
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk
çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısının 7 oluşu bu sayıyı
gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve
doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının
önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek
hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına
geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.
*Niçin otellerin kapıları döner kapıdır ?
*
Döner kapıların tek amacı enerji ve yer tasarrufudur. Büyük binaların
içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava
rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle
klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip
çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı
kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da
içeri girmesini engeller. Üstelik tüm bu işlev kapı çapı kadar yer alır.
*Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar ?
*
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki
buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur.
Bir kabın içinde ya da bir bardakta üst üste duran buzların her biri
altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük
kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün
birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışçasına
birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.
*Neden evlilik yüzüğü yüzük parmağına takılır biliyor muydunuz ?
*
Evlilik yüzüğü neden hep aynı parmağımızdadır da, neden
işaret parmağı baş parmak ya da serçe parmak değil de neden yüzük
parmağı...
Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi nefertiti takmıştır...o
yıllardaki
Tıbbın ne kadar ilerde olduğu ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar
Sonra anlaşılmıştır ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü
taktığımız Parmaktadır..
Başka hiç bir parmağımızdan direk kalbe giden bir damar yoktur
*PİRAMİTLER*
*� *Kahire'de bulunan "Keops piramidi" nin 12 ton ağırlığında iki buçuk
milyon bloktan oluştuğunu, Günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının
664 yıl süreceğini, Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizler
itam eşit iki parçaya böldüğünü ve piramidin dünyanın ağırlık merkezinin
tam ortasında bulunduğunu, Yüksekliğinin (164 m.) bir milyarla
çarpımının güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı verdiğini, Taban alanının,
yüksekliğinin iki katına bölünmesinin pik sayısını verdiğini,
*� *Piramitlerin içerisinde "ultrasound", radar, sonar gibi cihazların
çalışmadığını,
*� * Kirletilmiş suyun bir kaç gün piramidin içinde bırakıldığında
arıtılmış olarak bulunduğunu, Piramidin içerisinde sütün bir kaç gün süreyle
taze kaldığını ve sonunda bozulmadan yoğurt haline geldiğini, Bitkilerin
piramit içerisinde daha hızlı büyüdüklerini, Çöp bidonu içindeki yemek
artıklarının hiç koku yaymadan mumyalaştıklarını,
*� *Kesik, yanık, sıyrık ve yaraların piramidin içinde daha çabuk
iyileştiğini,
*� *Piramidin içinin göreli olarak yazın soğuk, kisin sıcak olduğunu,
Piramit kimin adına yapıldıysa onun bulunduğu odaya yılda 2 kez güneş
girdiğini ve bu günlerin doğduğu ve tahta çıktığı günler olduğunu, BİLİYOR
MUYDUNUZ ?
*Uzayla ilgili geçekler
*
� Güneş: Güneş Jüpiter den bin kat, Dünyamızdan bir milyon kat daha
büyüktür.
� Jüpiter: Güneş sistemindeki bütün gezegenleri bir araya getirirsek
Jüpiter'in büyüklüğüne erişemezler.
*Dünya ile ilgili gerçekler
*
� Is Dıünya üzerindeki en soğuk yer, ortalama -54 derece ile Antarktika'
dır.En sıcak yer ise ortalama 34 derece ile Afrika'da bulunan Etiyopya dır.
� En kuru çöl:Şili'deki Atacama Çölü en kuru çöldür.Bazı yerlerine 400 yıl
yağmur yağmamıştır.Diğer bölgelerine ise hiç yağmur yağdığı görülmemiştir.
� En uzun nehir Dünyadaki en uzun nehir Afrika'daki Nil Nehri'dir.Bu nehrin
uzunluğu yaklaşık 6.600 km kadardır.
� En yüksek uçurum ünyanın en yüksek kayalık uçurumu Hawaii Adası'nın kuzey
kıyısında bulunur.Burada yükseklik bazen 1.005m'ye ulaşır. Bu yükseklik 275
katlık bir gökdelenle eş değerdir.
*Hala büyüyor: *Atlantik, dünyanın en büyük ikinci okyanusudur ve hala
büyümektedir.Her yıl 4 cm kadar genişler ve bunu yaparken, Avrupa ile
Amerika'yı birbirinden giderek uzaklaştırır.
� Felaket bölgesi Deprem kayıplarında Çin ilk sıradadır.1556'da meydana
gelen depremde 830.000 kişi ölmüştür.
� Altın madeni Dünyadaki denizlerde çok yüklü miktarlarda altın
bulunur.Eğer bu altınların hepsi çıkarılıp dünyadaki herkese dağıtabilseydi,
birer kilo altınımız olurdu.
*Hayvanlar*
� En büyük hayvanünyadaki en büyük havan mavi balinadır.Yetişkinlerin boyu
34 metreye, kilosu 190 tona ulaşır.
� Uçan memeli:Uçabilen tek memeli hayvan yarasadır.En büyük yarasa uçan
tilkidir.Kanatlarının uzunluğu 183cm'dir
� En hızlı:Bütün memeliler arasında en hızlısı çitalardır.Hızları saatte
115km'ye kadar ulaşabilir.
� En zehirlieniz kobrası dünyanın en zehirli yılandır.Zehiri normal bir
yılanınkinden yüz kat daha güçlüdür.
*İnsanlar*
*Aç mısınız?:* Yaşamınız boyunca 30.000 kilo kadar yemek yersiniz.Buda 6
filin ağırlığına eşittir.
*Bunu yut:* Yutulan yiyecek vücudunuzda 3,5metre yol alır yani bir
otomobilin uzunluğu kadar.
*Saç: *Bilinen en uzun saç Hint'li bir rahibindi.1949'da saçının boyu 8metre
olarak ölçüldü.Yani kolunuzdan 13 kat daha uzun.
*Isı:* Vücudun normal ısısı 37 derecedir.Eğer ısı 25 dereceye düşerse
ölebilirsiniz.
*İnanabiliyor musunuz?*
X ışınlı gözler:1930 da bir New York'lu gözlerini kullanmadan görebileceğini
iddia etmişti.İddiasını kanıtlamak için bakmadan yoğun trafikte motosiklet
sürdü.Hiçbir yere çarpmadı.Kimse bunu nasıl başarabildiğini bilmiyor.
Büyük yük:Mısır'daki büyük piramit 30 yılda inşa
edilmiştir.Kullanılantaşlarla Fransa'nın çevresine 3 metre yükseklikte
duvar yapılabilir.
Mucize:Bir Alman pilot 1930'da uçağından atladı.Bir fırtına bulutunun
içinden geçti.Bunun içinde buzla kaplandı.Buz öylesine kalındı ki düştüğünde
pilota hiçbir şey olmadı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
FENERBAHÇE VE TÜRKİYE KUPASI
13/2/2007 -Kategori: arastirma

FENERBAHÇE EN SON TÜRKİYE KUPASINI ALDIĞINDA!!!!
"Hiç bir fenerbahçe taraftarının;
1- Renkli televizyondan Türkiye Kupası'nı aldıklari töreni izleyemediğini;
2- İnternetteki forumlarda Türkiye kupası zaferi kutlayamadığını;
3- Türkiye kupasini kazandiklarini sms ile eşe dosta haber veremedigini;
4- Kazandıkları kupanın cep telefonuna entegre kamerasıyla çektikleri
fotografını mms ile arkadaşlarına gönderemediğini;
5- Özel tv ve radyo kanalllarından "Türkiye Kupası'nı Fenerbahçe kazandı"
anonsunu dinleyemedigini;
6- 1983 doğumlu Fenerbahçe taraftarlarının 7-4 cumhurbaşkanı, 15 hükümet
görmelerine ragmen (ki görev sürelerinin bitmesine 1 ve 1,5 sene var) hala
Türkiye Kupası göremediğini biliyor muydun?"
Fenerbahçe Türkiye Kupası'nı en son aldığında,
· Kenan Evren Cumhurbaşkandı, Turgut Özal 1983 sonunda başbakan oldu.
· Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş
yasaklı liderlerdi.
· DSP, SHP, MHP, CHP siyaset sahnesinde henüz yer almamıştı.
· 12 Eylül sonrasının yerel seçimleri henüz yapılmamış, Bedrettin Dalan
İstanbul Belediye Başkanı olmamıştı.
· Koç Grubu'nun patronu Vehbi Koç'tu ve görevi Rahmi Koç'a devretmemişti.
· Ünlü illüzyonist Zati Sungur hayattaydı.
· İstanbul Atatürk Havaalanı'nın adı "Yeşilköy Havaalanı" idi.
· Vatandaşlıktan çıkarılan Cem Karaca yurda dönmemiş, "Ben bir ceviz
ağacıyım Gülhane Parkı'nda" şarkısını yapmamıştı.
· Türk Halk Müziği sanatçısı Ruhi Su hayattaydı.
· Usta sinemacı Yılmaz Güney hayattaydı.
· Adile Naşit hayattaydı.
· Alışverişlerimizde 5 liralık banknot kullanabiliyorduk.
· Jupp Derwall Galatasaray ile anlaşmamıştı.
· Askerlik 18 aya henüz inmemişti.
· Microsoft, Windows'u yapmamıştı.
· İnsanlık henüz internetle tanışmamıştı (daha 7-8 yıl beklemesi
gerekecekti)
· Çernobil nükleer santralı patlamamıştı.
· Cep telefonu, araç telefonu yoktu.
· Telsiz kullanmak yasaktı.
· Taksilerde taksimetre yoktu.
· Apple Macintosh bilgisayarlar icat edilmemişti.
· Philips CD'yi daha yeni üretilmişti.
· Şehirlerarası telefon görüşmeleri için 031'i arar, kayıt verirdik.
· Haberleşmede telex kullanılırdı.
· Televizyonumuz siyah beyaz ve tek kanallıydı (TRT). Renkli televizyonumuz
zaten yoktu.
· Sovyetler Birliği dağılmamıştı. Almanya, doğu ve batı olmak üzere iki
parçaydı; Berlin duvarı yıkılmamıştı.
· Emre Belezoğlu 3, Hasan Şaş 7, Tuncay Şanlı 1, Nihat Kahveci 4 yaşındaydı.
(Toplu liste aşağıda)
· KDV icat edilmemişti.
· 2. Boğaz Köprüsü yoktu.
· Otoyollar yoktu.
· AIDS yoktu.
· Üzerimizde döviz (dolar, mark v.s.) bulundurmak suçtu.
· İran ile Irak savaşıyordu.
· Telefon numaraları İstanbul'da 6, diğer kentlerde ise 4 veya 5 rakamlıydı.
· Celal Bayar hayattaydı.
· Naim Süleymanoğlu Bulgar vatandaşıydı (Naim Süleymanof)
· V.s. V.s.
SON KUPADA KİM KAÇ YAŞINDAYDI?
1. Volkan Demirel Doğum tarihi: 27.10.1981: 2 yaşında
2. Fabio Luciano Doğum tarihi: 29.04.1975: 8 yaşında
3. Servet Çetin Doğum tarihi: 17.03.1981: 2 yaşında
4. Stephen Appiah Doğum tarihi: 24.12.1980: 3 yaşında
5. Ümit Özat Doğum tarihi: 30.10.1976: 7 yaşında
6. Mahmut H. Erdoğdu Doğum tarihi: 01.06.1983: O sene doğdu
7. Mehmet Yozgatlı Doğum tarihi: 09.01.1979: 4 yaşında
8. Zafer Biryol Doğum tarihi: 02.10.1976: 7 yaşında
9. Tuncay Şanlı Doğum tarihi: 16.01.1982: 1 yaşında
10. Marcio Nobre Doğum tarihi: 11.06.1980: 3 yaşında
11. Marco Aurello Doğum tarihi: 15.12.1977: 6 yaşında
12. Kerim Zengin Doğum tarihi: 13.04.1985: 2 sene sonra doğdu
13. Can Arat Doğum tarihi: 21.01.1984: 1 sene sonra doğdu
14. Gürhan Gürsoy Doğum tarihi: 24.09.1987: 4 sene sonra doğdu
15. Önder Turacı Doğum tarihi: 14.07.1981: 2 yaşında
16. Alex de Souza Doğum tarihi: 14.09.1977: 6 yaşında
17. Selçuk Şahin Doğum tarihi: 31.01.1981: 2 yaşında
18. Serdar Kulbilge Doğum tarihi: 07.07.1980: 3 yaşında
19. Semih Şentürk Doğum tarihi: 29.04.1983: O sene doğdu
20. Deniz Barış Doğum tarihi: 02.07.1977: 6 yaşında
21. Kemal Aslan Doğum tarihi: 24.10.1981: 2 yaşında
22. Olcan Adın Doğum tarihi: 30.09.1985: 2 sene sonra doğdu
23. Serkan Balcı Doğum tarihi: 22.08.1983: O sene doğdu
24. Rüştü Reçber Doğum tarihi: 10.05.1973: 10 yaşında
25. Nicolas Anelka Doğum tarihi: 14.03.1979: 4 yaşında
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Titanic Hakkında
3/2/2007 -Kategori: arastirma
Titanic hakkında pek çok şey duymuşsunuzdur. Bu yazıda her yönüyle bu efsane hakkında bilinenler sorgulanıyor.
Tüm zamanların en ünlü gemisi Titanik, herkes tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı.
Titanik’in akıl almaz öyküsünü sunarken uyarıyoruz. Bir düşünün, Titanik’i batıran gerçekten bir buz dağı mıydı?
Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi haberi yoktu. Adı; Morgan Robertson´du, Amerikalıydı, 1861´de doğdu, gençken denizcilik yaptı, sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York´da kuyumculuk yaptı. Sonra Kipling´in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. İlk öyküsü 25 $´a satıldı, daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı. Yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış gecesinde 24.Caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı planladı. Bu bir uzun öykü olacaktı.
Hayali “Titan Kazası”
Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı, asla batmayan bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye binip, İngiltere´den ABD´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en lüks gemisinde sürecekti. Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı. Robertson´un teması buydu, oturup yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi; "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"... Evet, yanlış okumadınız; Titan... Şimdi beraberce Robertson´un romanından bİr bölümü; "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.
"Gözcü haykırdı; ´buzdağı! Birinci subay, kaptana haber verdi ve derhal makine dairesine tornistan yani geri git emri verildi. Fakat dev gemi durmuyordu, hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı Titan´ın sancak tarafına çarptı. Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi, kaptan o anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı, buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı, yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan´ın bordasını jilet gibi keserek, parçalamıştı."
Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını. Alarm verildiğini, filikaların indirilerek, önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini, yardım çağrıları yapılırken, Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken, dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu.
İnanılmaz kehanet gerçekleşiyor...
Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı, dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl geçti ve başka bir zamanda, başka bir gemi, asla batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu gemisi Titanik, İngiltere’nin Southampton limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı, 15 Nisan´a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya çıkan bir buzdağı batmaz denen Titanik’in katili olacaktı. Yukarda okuduğunuz Robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın Morgan Robertson Titanik´den 14 yıl önce yazdığı romanında daha neleri bilmişti;
Robertson´un romanındaki Titan adlı gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra Titanik de aynı limandan yola çıktı.
Romandaki gemi ile, Titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. Titan 248 metre, Titanik 252 metreydi.
İki geminin ağırlıkları da çok yakındı. Robertson romanında Titan´ı 70.000 ton ağırlığında yazmıştı; Gerçek Titanik ise 66.000 tondu.
Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er yolcu taşıyorlardı. Gerek romandaki hayali Titan´a gerekse de gerçek Titanik´e Avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.
Daha da ötesi var;
Robertson´un romanındaki dev Titan, New Foundland yakınında; Kuzey Atlantik´ de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek; Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta, aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.
Ve her iki gemide de; yeterince cankurtan filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu; Titanik´de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.
Sonra...Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve kayboldu. Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... Robertson´un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi ölüyordu. Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi binmişti.
Aynı asla batmaz denen gemi,
Aynı yerden aynı yere yolculuk,
Aynı tarihte, aynı yerde kaza,
Aynı buzdağı ve aynı tür batış,
Aynı yolcu ve ölü sayısı,
Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...
Büyük kehanet farkedilmiyor...
Morgan Robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı, daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik tedavi gördü. Sonra yeni biröykü yazdı, bir Fransız dergisinde yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu. Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak, Mart 1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama veda etti. Asıl inanılmaz olay burada çünkü Robertson mart 1915´de öldü. Yani gerçek Titanik´ in batışından üç yıl sonra...Ve hiç kimse Robertson´la ilgilenmedi, yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titanik´i aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.
Kimse onu anımsamadı, ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar... Morgan Robertson;Titanik batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl yazmıştı ? Raslantımıydı? O, başarısız bir yazar olarak tarihin karanlıkları arasında kayboldu, şimdi ise ruhu hatırlanmanın sevinci içinde olmalı... Kehanet sıradan bir iş değil, ve asıl gizem kendi yapısında, ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor; oysa gelecekte nelerin olacağı konusunda çevremiz sayısız ipucu dolu; yeter ki görmek için çaba gösterelim. Titanik´ in gizemi burada da bitmiyor. Biri daha var;
"Denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz..."
Kanada, Winnipeg´de Rosedale Metodist Kilisesi´ndeyiz, Rahip Charles Morgan bir pazar sabahı erkenden kalkmış, o günkü ayin için hazırlık yapıyordu. Okunacak ilahinin numarasını karatahtaya yazdı. Tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra, ayine kadar biraz uyumak amacıyla odasına çekildi ve derin bir uykuya daldı. Birden kendini çok canlı ve etkin bir rüyanın içinde buldu. Karanlıkların içinde, dev bir kütle vardı, dalgaların sesleri duyuluyordu, çanlar çalıyor ve Rahip Morgan´ın çok uzun yıllardır işitmediği bir ilahi duyuluyordu. Rüya o kadar etkili ve rahatsız ediciydi ki, Morgan uyandı, ilahi ve çan sesleri kulağından gitmiyordu. Saatine baktığında, fazla zaman geçmemiş olduğunu gördü, rüyanın kötü etkisinden kurtulmaya çalışarak yeniden uyumaya çalıştı ve yeniden uykuya daldı. Rüya tekrar başladı, ilahi, çan sesleri, karanlık, dalga sesleri ve devrilen dev kara kütle. Morgan bu kez, panikle uyandı ve kendini boş kiliseye attı, karatahtaya giderek o bir türlü kulaklarından gitmeyen ilahinin numarasını yazdı. Ayin saati gelmişti, cemaat toplanıyordu, Rahip Morgan ilahiyi başlattı, notalar kilisede çınlarken, aynı anda binlerce mil ötede okyanusun ortasında aynı ilahi buzlu denizi çınlatmaktaydı; "Duy, Kutsal Baba, Sana denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz." İlahi biterken, Rahip Morgan´ın gözlerinden yaşlar akıyordu. Aynı günün sonraki saatlerinde, Rahip ilahiyi okudukları sırada Atlas Okyanusu´nun derinliklerinde büyük dramın yaşandığını öğrendi. O gün, 14 Nisan 1912´idi ve Atlantik´in kuzeyindeki buzlu sularda Titanik suların içinde yokolmuştu.
Titanik’de bir gariplik var...
Titanik battığında, ünlü İngiliz gazeteci William T. Stead gemide bulunuyordu.1892 yılında Stead hikayeler yazarak yaşamını kazanıyordu. Gazeteciliğinin yanısıra Stead, ölüm ötesi ve Spiritüaliizm ile yani Ruhçuluk’la da ilgileniyor, araştırmalar da bulunuyordu. O yıl yazdığı kısa hikayelerden birinin adı neydi biliyormusunuz? "Titanik" ve yine Titanik´den 20 yıl önce...YineTitanik´de olduğu gibi, Stead´ın hikayesindeki Titanik´de bir buzdağına çarparak batıyordu. Ve Stead´ın yazdığı hikayede, Stead kendisini kazadan kurtulan biri olarak anlatıyordu. Ve; 20 yıl sonra gerçek Titanik batarken, o buzlu ve soğuk denize gömülenlerden birisi Stead´ ın gerçekten kendisiydi. Ama; sonu romandaki gibi olmadı çünkü kurtulamayacaktı. Zira bu roman gerçekti ve başka bir romancı tarafından yazılmıştı. O anda Stead ne düşünmüştü? 20 yıl önce yazdığı hikayeyi düşünüp, kurtulacağına inanıyormuydu? Bunu asla bilemiyeceğiz...
Biri daha var. Ama çok daha sonra; 1935´ de... William Reeves adlı bir denizci bu; İngiltere´den Kanada´ya giden "Titanian" adlı kömür yüklü buharlı gemi; soğuk bir Nisan gecesinde Kuzey Atlantik´de seyrediyordu. Bütün denizcilerin ezbere bildikleri o uğursuz yere; Titanik´in battığı noktaya varmışlardı. Reeves, güverteden denize bakarak yıllar öncesindeki olayları düşlüyordu. Ve o gün Reeves ´in doğum günüydü, olabilir ama Reeves´ in doğduğu tarih çok önemliydi, çünkü Reeves 14 Nisan 1912´ de doğmuştu. Yani Titanik´in battığı günde. İşte tam o günde; Titanik´in battığı günde Reeves doğum gününü; Titanik´ in battığı yerde kutluyordu. Ve birşey oldu... Reeves birden, suların kaynaştığını ve dev bir buzdağının geminin yolu üzerinde belirdiğini gördü. Tam o anda da, köprüden alarm verildi. Uzaklık yeterliydi. Mürettebat gemiyi zamanında durdurdu, buzdağının yanından geçeceklerdi ama olmadı... Çünkü bir saat içinde çevreleri; yüzlerce buz kütlesi tarafından sarıldı. Artık hareket etmelerine imkan yoktu. Reeves ve arkadaşlarının içinde bulundukları Titania adlı gemiyi, ancak 9 gün sonra yetişen buz kırma gemileri kurtardılar. Neden? Buzdağları o korkunç gecenin yıldönümünde, bir grup denizcinin orada bulunmasını mı istemişlerdi ?
Evet... İnanılmaz ama gerçek zira Titanik´ in gizemi şaşırtıcı. Titanik şimdi okyanusun derinliklerinde uyuyor sadece bir kez ziyaret edildi. 1 Eylül 1985´de Amerikalı ve Fransız uzmanlardan kurulu bir sualtı ekibi onu buldu ve görüntüledi. Morgan Robertson; Titanik batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl yazmıştı, raslantımıydı? William T. Stead 20 yıl sonra içinde öleceği geminin adını ve kendisinin de içinde bulunduğu öyküsünü, hangi raslantı sonucunda yazmıştı? Titania adlı gemiyle, Titanik´in battığı günde doğan ve doğum gününde Titanik´in battığı yerde bulunan Reeves´ in buzdağları tarafından 9 gün hapsedilmesi de raslantımıydı? Düşünür Voltaİre diyor ki; "Belki de raslantı dediğimiz şey; belirli bir şeyin bilinmeyen nedenidir..." Robertson, Stead ve Reeves bizim gibi birer insandılar. Bizler gibi normal ama bilinmeyen yönleri olan insanlar. Her insan gibi... Ve siz de; bilinmeyen raslantılarla her an karşılaşabilirsiniz..
Titanik´den sesler;
Kazadan kurtulanların anıları;
"Kazadan bir gece önceydi, karım başıma Titanik´in sahibi olan White Star Şirketi´nin ambleminin bulunduğu kepi giydirdi, güvertedeydik ve tam o anda gökde bir yıldız parçalara ayrılarak dağıldı. Karım bundan hiç hoşlanmadığını söyledi. "
Kamarot Arthur Lewis
"Babam heyecanlı, annem moralsizdi ve hayatımda ilk kez onun ağladığını gördüm. Umutsuzdu ve birşeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Yedi yaşındaydım ve daha önce hiç hiç gemi görmemiştim. Çok büyüktü, herkes çok heyevanlıydı, kamaraya indik, babam anneme yatmasını ve sakinleşmesini söyledi ama annem bütün gece oturdu, ta ki kazaya kadar ve sadece ben kurtuldum."
Eva Hart
"Woolston´da yaşıyorduk, okul öğleyin tatil edildi ve Titanik´in limandan ayrılışını görmeye götürüldük. Öğretmenimiz başımızdaydı, sonra Titanik yavaş yavaş iskeleden ayrılmaya başladı; bu onu son görüşümüzdü, Southampton sularında gittikçe uzaklaşıyordu. Yanımda yaşlı bir adam vardı, eliyle iyi şans işaretleri yaptıktan sonra başını salladı, sonra yüksek sesle hiç umut olmadığını söyledi."
Lois Brown Jacobs
Nasıl battı?
Titanik nasıl battı? O kadar çok kuram var ki; bunların en yenilerinden bir tanesi kasıtlı batırıldığı yolunda; tabii ki sigorta parası için. Ama buzdağının nasıl gemiye çarptırıldığının cevabı yok, yanlız ilginç iddialar ortaya atılıyor. Titanik´in Kuzey Atlantik´in derinliklerinde yattığını hepimiz biliyoruz. Buzdağı, gemiye sancak tarafından çarpmış ve çelik levhaları yarmıştı. Ünlü tiyatrocu Thomas Andrews gemi batarken ön tarafta bulunan beş su geçirmez kamaranın birisindeydi. Çarpmanın hemen ardından kamaralara buzlu deniz suyu dolmaya başladı. Aslında kamaraların sadece birisi delinmişti ama su kolayca diğerlerine de geçti, Andrews olayın tanığıydı yani su geçirmez denilen kamaralar su geçiriyordu. Aynı şey su geçirmez denilen alt bölümlerde de oldu ve Titanik bu yüzden kolayca battı. Jack Thayer, Titanik´in batmadan evvel su yüzeyindeyken iki bölündüğüne inanıyor ve anlatıyondu ama çok kişiye göre kaza böyle olmamıştı fakat 1985´de
Dr. Robert D. Ballard, Titanik´i okyanusun dibinde iki parça olarak buldu. Ballard ve ekibi Titanik´in pruvasından kırıldığını belirledi çünkü yara alınca gerilime dayanamamış ve denizden evvel içeri dolan sert havanın basıncıyla ikiye bölünmüştü. Bugün iki parça birbirlerinden yarım kilometre uzaklıkta ayrı yönlerde duruyor.
Titanik´in batış nedeni söylenceleri az değildir;
* Titanik, kardeşi Olympic´le beraber sigortalanıp, ikisi de kasıtlı mı batırıldı?
* Mürettebat ve Kaptan Smith sarhoş muydular?
* Gemi subayı Murdoch, neden kendini öldürdü?
* Kaptan Smith´in de intihar ettiği, telsizle gerçekten bildirilmiş miydi?
* Niçin görevliler dürbünle çevreyi gözlemediler? Oysa bu yapılsaydı, buzdağı çok önceden görülebilirdi.
* Titanik buzdağını son anda görüp dönmeye çalışırken, önce kıçından sonra da önünden iki defa mı yara aldı.
* Su geçirmez bölmeler neden açıktı?
* Söylendiği gibi Californian adlı gemi veya bilinmeyen bir diğer gemi, Titanik´i batarken görmesine rağmen yardıma gelmedi mi? Kurtulanlardan birçok kişi, bir geminin ışıklarını gördüklerine dair yeminler ediyorlardı.
Bunları biliyor musunuz?
* Bazı yolcuların köpekleri güvertede bulunan köpek kulübelerindeydi. Bunlardan birisinin değeri 750 £´du ve 1912 yılında bu miktar çok büyük bir paraydı. Bugünkü değeri 300.000 £ olarak hesaplanıyor.
* İkinci Dünya Savaşı sırasında, adı "Titanic" olan bir propaganda filmi yapıldı. Gemide gizli olarak bulunan bir Alman subayının hikayesiydi.
* Yolcuların bazıları, gemi batmadan biraz evvel, jimnastikhanede bisiklete biniyorlardı.
* Titanik´in birinci sınıf kamaralarının ve dinlenme salonunun bazı pencereleri ve kepenkleri, İngiltere Alnwick´de bulunan White Swan Oteli´nden alınmıştı.
* Titanik´den kurtulan gemi subaylarının ve mürettebatın hiçbirisi yaşamlarının kalanında mesleklerini sürdürmelerine rağmen asla kaptan olamadılar.
* Titanik, Southampton´dan ayrıldıktan hemen sonra kömür depolarında yangın çıkmış ve söndürülmüştü.
* Kurtulanlardan birisi olan gemi subayı Murdoch, gemi batmadan evvel intihar etti, aslında elindeki tabancayla kalabalığın filikalara hücüm etmelerini engellemekle görevliydi.
* Gemi batmaya başladıktan sonra uzaklaşan ilk cankurtaran filikasında sadece 28 kişi vardı, oysa filika 64 kişilikti.
* Titanik limandan ayrılmadan evvel demirlerini alırken, çıpaların birisi yakınındaki bir geminin iplerine takıldı ve neredeyse onu batırıyordu ve geminin adı Titanik´in asla göremeyeceği limanın adıydı; "New York"
* Faciadan hemen sonra, New York´da bir söylenti yayıldı; Titanik´in batış nedeni bulunmuştu çünkü kargonun konulduğu yerin gizli bir bölmesinde demir kafesli bir sandığın içinde bir lahit vardı. Lahit ve içindeki Mısır kralının mumyası, ABD´de gizlice satılmak üzere eski eser kaçakçıları tarafından gemiye yüklenmişti. Mısır inançlarına göre bu hırsızlık, tanrılara karşı bir hakaretti ve Anubis´in kudreti buna izin vermezdi. Tanrılar Titanik´i batırdı ve mumya denizin dibini boyladı. Belki... İki yıl sonra, söylenti yine başladı ama bu kez farklıydı; mumya batmadan evvel kaçırılmıştı yani gemide bulunan kaçakçılar veya kaçakçı gemicilere rüşvet vererek, mumyayı ambardan çıkarttırmış ve bir filikaya yükletmişti. Ve şirketin subaylarından birisi bu öyküyü onaylıyordu. Sonra kaçakçı rüşvet vermeye devam ederek, mumyayı Carpathia gemisine yüklemeyi de başararak, New York´a getirdi. Ama şansı orada sona erdi, satış yapılamadı, kimse mumyayı almıyordu. Kaçakçılar mumyayı geri götürmeye karar vererek, bu kez Empress Of Ireland adlı gemiye yüklediler ve Empress Of Ireland´da battı ama mumya yine kurtarıldı ve Ameriya´ya geri döndü. Sonuncu kez yine bir gemiye yüklenerek, yola çıkarıldı ama kader kararından dönmüyordu. Üçüncü gemi de torpillenerek batırıldı. Geminin adı Lusitania´idi. Kimliği bilinmeyen gizemli firavun sonunda huzura kavuşmuştu.
* Titanik mitleri neredeyse sonsuzdur. Örneğin Kaptan Smith´in bir bebeği kurtararak, bir filikaya kadar yüzerek götürdüğü ve sonra yine yüzerek geriye döndüğü ve gemiyle beraber battığı anlatılır. Weekly World News gazetesine göre olay gerçektir. Titanik´de bulunan altınların ve mücevherlerin miktarı bilinmiyor zaten kargo kesin olarak belgelenmemişti; ama gemide kesin olarak bulunan Ömer Hayyam´ın el yazması mücevher işli "Rubaiyat"ı büyük kayıptı. Kargo listesinde, bir de yeni Renault otomobil vardı.
Kim uğursuzdu?
İki gazeteci olan John Eaton ve Charles Haas´a göre, mumyanın kaderini paylaşan gerçek birisinden söz ediyorlar; adı Frank "Lucky-şanslı" Tower. Tower, belki de gezegenin en uğursuz denizcisiydi. İlk önce Titanik´de ateşçiydi, kazadan yüzerek kurtulmuş ve ölümü atlatmıştı sonra o da Empress of Ireland´ın mürettebatına katıldı ve o da battı, Tower bu kez çok zor kurtulmuştu. En son işini bulduğunda mutluydu ama bu uzun sürmedi, Lusitania´da iş bulmuştu, gemi ayaklarının altında sulara gömülürken Tower haykırıyordu; "Şimdi zamanı geldi mi?" Bu öykü iki gazeteci tarafından anlatılmasına ve Ripley´in ünlü "İster inan, ister inanma" külliyatında yer almasına rağmen, tarihçiler tarafından onaylanmadı; tarihçiler üç geminin mürettebat listesinde bu isimde birisinin bulunmadığını söylüyorlardı. Ripley ise, gemicinin adının farklı olduğunu söylerek, işin içinden sıyrıldı; peki üç gemide de aynı isimli biri var mıydı? Evet, bir değil, birkaç kişi vardı ama bunların aynı kişiler olup olmadığı asla anlaşılamadı. Fakat bunlardan birisinin öyküsü kesin gerçekti; Aslında Titanik´in kamarotlardan Violet Jessup, White Star Gemi Şirketi´nin gerçekten de lanetli kişisidir. Genç kadın, önce şirketin Olympic gemisindeydi, geminin Hawke şilebiyle çarpışıp batmasından kurtuldu, sonra Titanik´de de hemşire asistanı olarak görevlendirildi ve yine kurtuldu. Violet, Şirketin üçüncü gemisi olan Britannic´de görevini yaparken son yolculuğuna çıkmıştı. Violet´in kaderi White Star Şirketi´nin gemileriyle aynıydı.