Nostalji
14/2/2007 -Kategori: edebiyat

Beğendiğim bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Şööööyle bir geriye gidelim. Ne dersiniz?
Bir dönem Kemal Sunal filmleriydi televizyonları sürükleyen; sonra
yarışmalar geldi, şimdi televizyon dizileri gözde... Artık izleyemiyorum.
Ama ister istemez dizi deyince bizim kuşağın dizilerini anımsıyorum.
70'li yıllardı. Kahramanlar siyah-beyazdı. Evlerde televizyon azdı.
Telesafirliğe gidilir, gözler ekrana dikilir, çıt çıkmadan televizyon
izlenirdi. Ta ki "Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız" yazısının ardından
kumlanan televizyonun üzerine dantelli beyaz örtü örtülene dek...
Ertesi gün okul vardı; erken yatılırdı ama yine de aklımız dizilerde
kalırdı:
Çarli'nin Melekleri, Uzay Yolu, Görevimiz Tehlike, Kung Fu, Kara Şimşek,
McMillan ve Karısı, Beyaz Gölge, Kaygısızlar, Lassie, Köle İsaura, Kökler...
Tabii en çok Dallas, Kaçak, Bonanza, Küçük Ev, Tatlı Cadı, Komiser
Kolumbo...
Şaka maka biz de bayağı bir dizi tezgahından geçmişiz.
Şimdi fark ediyorum ki, siyah-beyaz kahramanlarımızın çoğunu gömmüşüz:
Mesela Tatlı Cadı...
Mesela Dr. Riçırd Kimbıl
Mesela Bayan Yuving...
Mesela Küçük Ev'in babası, Bonanza'nın Küçük Co'su...
Bir kısmı, şimdilerde nostalji kuşaklarında yeniden gösterilen tekrar
bölümlerde yaşıyor; bir kısmı eski dizilerin filmi çekildikçe gündeme
geliyor, bir kısmının ise adı bile anılmıyor.
Ama onlar benim kuşağımın hafızasında yaşıyor.
İşte çocukluğumun en çok izlenenleri ve kahramanlarının başına gelenler...
*KAÇAK**Masum doktor Riçırd Kimbıl*
Soluk soluğa izlediğimiz dizilerin başında herhalde Kaçak geliyordu.
Ayhan Işık edalı, içine kapanık, sessiz Doktor Riçırd Kimbıl karısını
öldürdüğü iddiasıyla aranıyordu.
Ezeli düşmanı Komiser Gerard, bela gibi izini sürüyordu.
Asıl katil, tek kollu adamdı galiba ama bir türlü yakalanamadığından
Kimbıl'ın suçsuzluğu kanıtlanamıyordu.
Kimbıl temize çıkabilmek için asıl katili arıyordu; Komiser Gerard da
Kimbıl'ı...
Bu zincirleme takip haftalarca sürüp gidiyordu.
Yüreğimiz ağzımızda izlemiş ve Kimbıl'ı çok sevmiştik.
Belki o yüzden filmi geldiğinde hiç beğenmemiştik. Harrison Ford bile bizim
doktorun yerini tutamamıştı.
Aynı hayal kırıklığını bir de Kimbıl'ı oynayan David Janssen, Türkiye'ye
geldiğinde yaşamıştık.
Oyuncuyla rolü arasında doğrudan bağ kurma huyumuzun temelleri o zamandan
atılmıştı galiba; Janssen'i Kaçak kadar sevmemiştik.
Kimbıl'ın aksine Janssen fazla dışadönüktü. O mahcubiyetten, ürkeklikten
eser yoktu. Çoğu yabancı turist gibi rakı içip dansözle göbek atmıştı. Basın
toplantısında çaktırmadan ayakkabısını çıkarmasından da öyle her an kaçacak
bir ruh haline de sahip olmadığını anlamıştık.
*KÜÇÜK EV**Kasaba ahlakı*
Küçük Ev'de ne anlatıldığını epey sonraki yıllarda fark ettim.
İronik bir şekilde dizi, İslami duyarlılığı yüksek bir kanalda yeniden
yayınlanıyordu; merak edip baktım ve içindeki ağır Hıristiyanlık
propagandasını o zaman fark ettim.
İngılslar aslında çok iyi insanlardı.
Baba Çarls ve anne Karolin melek gibi insanlardı.
Lora ve Mery adlı kızları ve köpekleri ile harika bir hayatları vardı.
Evde birbirleriyle hiç kavga etmez, sofraya duasız oturmaz, dua etmeden
uykuya yatmazlardı.
Her pazar temiz pak giyinip at arabalarına binip kiliseye gidişlerini
izlerdik.
Çarls askılı pantolon giyer, kovboy şapkası takardı; kızların bezden beyaz
şapkaları vardı.
Bakkalın sarı bukleli şımarık kızından ne kadar da farklılardı.
Tipik bir Amerikan kasaba ahlakı pazarlamasıydı.
Galiba küçük kız Mery göremez olmuştu.
Lora şimdilerde 40'ını aşmış olmalı.
Baba Çarls (Bonanza'ların küçük oğlu Co) ise çoktan vefat etti.
*BONANZA**Doludizgin bir hayat*
Pazarları oynardı.
Anneleri ne olmuştu hatırlamıyorum şimdi ama bir baba ve üç oğuldan oluşan
Bonanza'cıların doludizgin bir hayatları ve bir sığır çiftlikleri vardı.
Bu Amerikan taşra hayatıyla nasıl bir bağ kurardık bilmem ama bir kovboy
filmi tadında olduğu için ilgiyle izlerdik Bonanza'yı...
Kartraytlar dürüst adamlardı. Hele en büyük kocaoğlan Hass, sempatik bile
sayılırdı.
En küçük Co, başka bir gece de Küçük Ev'de baba rolüne çıkardı.
Sonra dizinin çizgi romanı da çıktı.
Bildiğim kadarıyla önce ağabey Hass veda etti dünyaya, sonra baba Ben,
ardından da Küçük Co rolündeki Michael London...
Çiftlik çöktü.
*DALLAS**Ceyar'ın acı sonu*
Pembe dizilerin öncüsü...
Entrikaların en başdöndürücüsü...
Jenerik başlayıp da cam kaplama gökdelenler göründü mü, ışığa koşan sinekler
gibi yapışırdık ekrana...
Galiba bu kadar seksapeli olan bir diziyi ailece ilk seyredişimizdi.
Teksaslı petrolcü Yuving'lerin hayatı bizimkinden önemli hale gelmişti.
Eve giren, ailenin tüm fertlerini isim isim sayarak selamlar, sonra gider
köşede bekleyen şişeden kendine bir buzlu viski koyardı.
Önder Somer'den sıkılmış, aradığımız kötü adamı Ceyar'da bulmuştuk.
O, büyük düşünür; kızları değil, dünyayı ağına düşürürdü.
Hepimiz daha az vahşi bir petrolcü olan Bobi'den yanaydık. Ama para için her
şeyi mübah gören Ceyar'ın ihtirası her zaman daha çok işe yarardı.
Nitekim yıllar sonra geldi, "Yaşasın kötülük" devrinin ödülünü alırcasına
bizim Petrol Ofisi reklamlarında oynadı.
Para kazanırdı ama ne fayda; annesi Bayan Eli'yi deli etmişti; karısı Su
Elın alkolik olup çıkmıştı.
İşin tuhafı, bunlar bize dert olurdu. Ekrana dalıp gittiğimizde "Dallas
hırsızı" denen bir hırsız türü evimize dadanırdı; Dallas saati kimsenin gözü
başka bir şey görmez olduğundan o saatte soygun yapan hırsızlara öyle denir
olmuştu.
12 Eylül'ün hemen ertesinde gazeteler Ceyar'ı vuranın kim olduğunu açıklamak
için telefon hatları açmışlardı. Halkımız sokaklarda öldürülen evlatlarının
katillerinden daha çok merak ediyordu Ceyar'ın katilini...
Televizyonun nasıl bir gözbağcılık olduğunu o zamanlar fark etmeye
başlamıştık.
Ama ne oldu: Dünya Ceyar'a da kalmadı. Annesi Bayan Eli, babası Cek, üvey
babası Kleytın Farlov kahırlarından öldüler.
Kendisi de köşedeki bardan viskileri yuvarlaya yuvarlaya alkolik oldu.
Karaciğeri çöktü; şimdi hastalıklarla boğuşuyor.
*TATLI CADI**Süpürgedeki cadı*
Bir dönem hepimize burun titretme denemesi yaptıran iyi yürekli güzel
cadı...
Bir ölümsüz olmasına ve annesi Endora'nın bütün itirazına rağmen nedense
kendine uyuz bir ölümlü bulmuştu.
Derrin, kepçe kulakları ve her daim şaşkın havası ile Endora'ya hak
verdirecek kadar antipatik bir damattı. Evde bir cadıyla yaşamasına rağmen
bunu yıllarca fark etmemesi, zırt pırt yemeğe gelen "iyi patron"u Lery
karşısında mütemadiyen ezilmesi ile bizi sinir ederdi. Sonradan her nedense
eşcinsel olduğunu açıklayıp dizideki kompozisyonu da altüst etmişti.
Sementa rolünde oynayan Elizabeth Montgomery sempatik kızdı.
1995'te 62 yaşında iken bağırsak kanserinden öldü.
Rolüyle öyle özdeşleşmişti ki mezar taşının üzerine, süpürgede uçan bir cadı
işlemesi kondu.
Yıllar sonra çevrilen filminde Nicole Kidman, (her role olduğu gibi) Tatlı
Cadı rolüne de yakıştı. Bugün onu seyreden çocuklar da yıllar sonra kendi
Tatlı Cadı'larının yasını tutar mı acaba?
*KOMİSER KOLUMBO**Sempatik komiser*
Kolumbo, Hulusi Kentmen'den sonra görüp sevdiğimiz tek komiserdi.
Bogard'dan sonraki en meşhur pardösü onundu.
Bu küçük ve sempatik adam, parmaklarının arasından eksik etmediği purosu,
berduş görüntüsü, dağınık saçları, kirli sakalları, külüstür arabası ile her
daim, yataktan yeni kalkmış ve o telaşla olay yerine ulaşmış gibi bir
görünümde olurdu.
Çevredekilerin onu aptal sanan, küçümser bakışlarına hiç aldırmaz, zengin
cinayet mahallerindeki şımarık faillere acımaz, her ayrıntıyı titizlikle
değerlendirerek ince zekasıyla cinayetleri çözerdi.
Bizim ilk dedektif dizimizdi.
Peter Falk daha sonra 50'nin üzerinde film yaptıysa da Komiser Columbo
rolünü bir türlü aşamadı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EDEBİYATIMIZDA İLKLER
8/2/2007 -Kategori: edebiyat
EDEBİYATIMIZDA İLKLER
*İlk yerli tiyatro eseri:Şinasi / Şair Evlenmesi /1859
*İlk yerli roman :Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat
*Batılı tekniğine uygun kusursuz ilk roman :Halit Ziya Uşaklıgil/Aşk-ı memnu
*İlk çeviri roman :Yusuf Kamil Paşa/ Fenelon’dan Telemak /1859
*İlk köy romanı :Nabizade Nazım / Karabibik
*İlk psikolojik roman:Mehmet Rauf / Eylül
*İlk realist roman :Recaizade Mahmut Ekrem / Araba Sevdası
*İlk resmi Türkçe gazete :Takvim –i Vakayi
*İlk yarı resmi gazete :Ceride-i Havadis
*İlk tarihi roman :Namık Kemal / Cezmi , A. Mithat / Yeniçeri
*İlk özel gazete :Tercüman-ı Ahval / Şinasi ile Agah Efendi
*İlk pastoral şir:A.Hamit Tarhan /Sahra
*İlk şiir çevirisini yapan ,ilk makaleyi yazan ve noktalama işaretlerine ilk kez kullanan ilk Türk gazeteci :Şinasi
*Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan :A.Hamit /Eşber veya Sardanapal
*Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri:A.Hamit/Nesteren
*İlk bibliyografya:Keşfü’z Zünun /Katip Çelebi
*İlk hatıra kitabı :Babürşah /Babürname
*İlk hamse yazarı :Ali Şir Nevai
*İlk tezkire :Ali Şir Nevai /Mecalisün Nefais
*İlk antolojisi:Ziya paşa /Harabat
*İlk atasözleri kitabı :Şinasi /Durub-i Emsal-ı Osmaniye
*İlk mizah dergisi:Diyojen /Teodor Kasap
*İlk hikaye kitabı :A:Mithat /Letaif-i Rivayet
*İlk fıkra yazarı :Ahmet Rasim
* Türkçe yazılan ilk kitap :Kutadgu Bilig
*İlk siyasetname :Kutadgu Bilig
*İlk mensur şiir örneklerini veren :Halit Ziya
*Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan :Mehmet Emin Yurdakul
*Dünya edebiyatındaki ilk modern roman :Cervantes/Don Kişot
*İlk makale :Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi
*İlk edebi bildiriyi yayımlayan topluluk:Fecr-i Ati
*Mesnevi tarzında yazılmış ilk eser : KUTADGU BİLİG
*İlk seyahatname : MİR’ATÜL MEMALİK / SEYDİ ALİ REİS
*İlk Edebiyat tarihçimiz: Abdulhalim Memduh Efendi
*Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçimiz: Fuat Köprülü
*Dünya edebiyatındaki ilk hikayeci ve eseri: Boccaio Decamkeron
*Sahnelenen ilk tiyatro: Namık Kemal / Vatan yahut Silistre
*Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnekleri veren: TEVFİK FİKRET
*Türkçenin ilk dil bilgisi kitabı: Süleyman paşa / SARF-ı TÜRKİ
*İlk naturalist eserimizin yazarı Nabızade Nazım / Zehra
*Divan Edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim
*Şarkıyı icat eden: NEDİM
*İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi: Kamus'ul Alam
*İlk sözlüğümüz:Divan-ı Lügat-it Türk
*İlk Türkçe sözlük:Şemsettin Sami:Kamus-ı Türki
*İlk özdeyiş örneklerini veren: Ali Bey / Lehçet’ül Hakayık
*İlk didaktik şiir örneğimiz ve aruzla yazılan ilk eserimiz:Kutadgu Bilig
*Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin :Orhun Abideleri
*Edebiyatımızda objektif eleştirinin nasıl olacağını ilk açıklayan:R. Mahmut Ekrem
*Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: Mehmet Emin Yurdakul
*Konuşma diliyle yazılmış ilk hikayenin yazarı: Ömer Seyfettin
*Edebiyatımızda ilk kafiyesiz şiiri yazan :A. Hamit / Validem
*İlk köy şiiri: Muallim Naci / Köylü Kızların Şarkısı
*İlk alfabemiz:Göktürk Alfabesi
*Tekke şiirinin babası: Ahmet Yesevi
*İlk Türk destanı :Alp Er Tunga Destanı
*Bizde batılı anlamda ilk eleştiriyi yazan:Namık Kemal
*Bizde epik tiyatro türünün kurucusu: Haldun Taner
*İlk kadın romancımız:Fatma Aliye Hanım
*Süslü nesrin ilk temsilcisi: Sinan Paşa
*Dünyanın bilinen ilk destanı:Sümerlerin Gılgamış Destanı
*Dünyanın halen yaşayan ,en büyük ve ilk Müslüman Türk Destanı: Kırgızların Manas Destanı
*Edebiyat kelimesini bizde ilk kullanan: Şinasi
*Kurtuluş savaşımızı doğrudan işleyen roman :Ateşten Gömlek
*Komedi türünün ilk büyük ustası:Aristofanas
*Trajedi türünün ilk büyük ustası:Aiskylos
*İlk uyarlama tiyatro eserinin yazarı :A.Vefik paşa
*Deneme türünün kurucusu:Montaigne
*İlk divan şairi:Hoca Dehhani
*Hikayede gerçek anlamda ilk kez Anadolu'yu işleyen: Refik Halit Karay
*En başarılı psikolojik roman yazarımız: P.Safa / 9.Hariciye koğuşu
*İlk çocuk şiirlerini yazan: Tevfik Fikret / Şermin
*Dilde sadeleşmeyi savunan ilk yayın organı: Genç Kalemler
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KÜRESEL ISINMA
5/2/2007 -Kategori: edebiyat
Çok güzel bir yazı. Kahve Molasından Cem Özbatur'a ait bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Konu Küresel Isınma...
Bir "Küresel Isınma"dır gidiyor deyip geçiyorduk. Ama baktık artık ucu bize dokunuyor. Kıyamet tarihi 2100 olarak hesaplanıyormuş. Elbet ben görmem, Allah uzun ömür versin çocuklarımın da görmesi zor ama ya torunlarım? İşte uç onlar ve görülen o ki bu ucun sonu karanlıkmış. Hadi eskiden "Yahu daha birkaç yüzyıl idare ederiz nasılsa." diyorduk ama işte ortaya çıktı, durum vahim. O zaman birşeyler yapmalı. Yapmalı da, ne yapmalı, nasıl yapmalı? Yalnız tam bu noktaya gelince bende bir korku balıyor ki sormayın. Başkalarını bilmem tabi, ben Dünyayı en çok kirleten ülkeler sıralamasında onüçüncülüğe oturmuş memleketimden, onun güzel insanlarından sorumluyum. Sorumluluk sınırlı elbette ama olsun onlardan biri olarak korkularımı alenen paylaşmaktan kaçamam. Önemli addedilecek konulara yaklaşımımızı bildiğimdendir bu korkum.
Elimizin altında internet iletişimi olunca bu konuda hepiniz gibi ben de günde birkaç tane bu vahim tabloyu gözler önüne serecek epostalar alıyorum. Konu her zaman önemliydi elbette ama bizleri rahatsız etmeye başlayalı fazla olmuş sayılmaz. Birkaç yıl öncesine rastlıyor bilgilendire bombardımanı. Önceleri bir ozon deliğimiz vardı. Fısfıslı şeyler kullanmayın dediler, kullanmamaya gayret ettik ama görülüyor ki yetmemiş. Şimdi karbon dioksit üreticisi olmakla cehennem zebanisi olmak aynı kefeye konmakta. Medya da kıyameti haber veren Deccal durumunda. İşte benim korkum bundandır.
İş ciddiyet arzetmeye başlayıp, kampanyalar, bilgilendirme toplantıları, bilinçlendirme açık oturumları başladı mı benim midem sızlamaya başlıyor. Hele bir de üstüne devletin üst makamları kurullar oluşturup komiteler oluşturmaya, kararlar almaya başlamıyor mu, işte o zaman spazmlarım artıyor hatta kanama başlıyor. Çünkü durum bu raddeye geldi mi aklıma önce olası deprem önlemlerimiz geliyor. Sonra, ben dahil, benim memleketimin güzel insanlarının, olayların vehametini unutup kabaresini yapmaya başlamaları geliyor. Mesela egzosundan simsiyah dumanlar çıkaran bir lastik tekerlekli, dizel tahrikli aracımın arka camına "Kahrolsun CO2 yaşasın üç işemede bir çekilen sifonların kardeşliği" yazıp yapıştırabiliyorum. Tamam, artık 50 kuruşluk ampulü atıp yerine 15 liralık ekonomik ampül takıyorum derken, harıl harıl yanan kaloriferden bunalıp camları açabiliyorum. Yani demem o ki, ciddiye alır görünürken aslında dalganın en büyüğünü geçebiliyorum. İşte ben bundan korkuyorum. Kendi adıma değil, torunlarım adına, öyle böyle değil, fena halde korkuyorum.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...
Cem Özbatur