BEKLENEN
16/2/2007 -Kategori: siir

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir gunahı,
Seni bekledigim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Necip Fazıl Kısakürek
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Vuslat
15/2/2007 -Kategori: siir

Yahya Kemal'in mükemmel bir şiiri...
VUSLAT
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...
Gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fiskiye ahengini dinler.
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardakı tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir sevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zeferle;
Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dunyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan...
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsuna ramet!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!
YAHYA KEMAL BEYATLI
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ÖMER HAYYAMDAN
12/2/2007 -Kategori: siir

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Orhan Veli'nin bir şiiri...
3/2/2007 -Kategori: siir
Arkadaşlar!
Orhan Veli'nin bir şirini yorumlamaya çaluştım. Sizin yorumlarınızı da bekliyorum.
DELİ EDER İNSANI BU DÜNYA;
BU GECE, BU YILDIZLAR, BU KOKU,
BU TEPEDEN TIRNAĞA ÇİÇEK AÇMIŞ AĞAÇ?
ORHAN VELİ KANIK
Bu dünya (bu gece, bu yıldızlar, bu koku, bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç) insanı deli eder:
Bu dünya, insanı deli eder.
Ö
Bu gece, insanı deli eder.
Ö
Bu yıldızlar, insanı deli eder.
Ö
Bu koku, insanı deli eder.
Ö
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç, insanı deli eder.
Ö
Bu: Yerde, zamanda, söz grubunda en yakın olanı anlatır.
Deli: 1. Aklî dengesi bozulmuş, mecnûn 2. mec. Davranışları aşırı ve taşkın olan, çılgın 3. mec. coşkun, azgın “deli ırmak”
deli bayrağı açmak: aşık olmak
deli divane: çılgın, aşırı deli
deli et-: çılgına çevirmek
deli saraylı gibi: çok aşırı şekilde takıp takıştıran
deli kızın çeyizi gibi: birbirine yakışmayan, bir arada sergilenen eşya
deli bal mı yedin: Trabzon’da saçmalayan kişiler için kullanılan bir tabir
“deli” yerine neler kullanılabilir:
aklını kaçırmış, bir tahtası eksik, kafadan gayri müsellah, keçileri kaçırmış, kafayı üşütmüş, hoppala bebek, kafadan kontak, Mazhar Osmanlık, telli bebek, Bakırköyü boylamış, bir vidası eksik, terazisi bozuk vb.
Düşünelim:
Bu dünya neden insanı deli eder?
“Bu” nedir? Ya da neden “bu”?
“Bu”nlar vazgeçemediklerimiz mi? ( Bu şiir, şairin “Vazgeçemediklerimiz” adlı kitabındandır.)
Fani gözler, böylesi tanrısal güzellikler karşısında güçsüz mü kalıyor?
Şair, deli eder insanı bu dünya derken gerçekte ne demek istiyor? Deli kim? Bu çığlığı kopartan bir akıllı mı deli mi? Dayanılması güç bir durumun yarattığı yoğun duyguların bir dışa yansıması mı? Orhan Veli, denilebilir ki, temsil ettiği ve “vazgeçemediği” kocaman bir dünyayı, bütün bir yaşamı “Henry Miller’in deyişiyle -sözün ötesini- üç beş kelime içine yerleştirivermiştir. Vazgeçemediklerini sıralamıştır: Bu dünya, bu gece, bu yıldızlar, bu koku, bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç. Vazgeçilebilir olanlar ie şiirin dışında bırakılmıştır. Şiirin adı yoktur ve kelimeler büyük harflerle yazılmıştır. Bunlar Orhan Veli’nin bilinçli olarak yaptığı şiir içinde belli bir görevi olan ayrıntılardır. Vazgeçemediklerini büyük puntolarla göstermek istemiş, vazgeçilebilir olanlar ise yukarıda bırakılmış, boşlukta. Şiirin adı yok. Şiire ad koymamak Fransız şirinin etkisidir. Derrida’ya göre “Mallarme’nin şiirinde metnin adı da yoktur, başlangıcı da. Orhan Veli Mallarme’yi okumuş ondan etkilenmiştir.
Metinde insanı deli eden dünya ve dünyadaki şeyler tamamen bu dünyadaki şeylerdir ve insanı deli etmelerinin sebebi de fizikî dünya da denen “bu dünyada” şairin algıladığı şekliyle” hayat bulmuş olmalarındandır. İşte bu dünya insanın aklını başından almıştır. Onu çılgına çevirmiş kendinden geçirmiştir. İnsan, elinin altındaki yeryüzü nimetlerinin her an elinden kaçabileceğinin kaygısını yaşamaktadır. Sevilenden, ayrılmak istenmeyenden bir gün gelip de ayrılığın gerçekleşeceği fikri yaşama sevinci ile dolu olan insanı nasıl deli etmez. Orhan Veli’ye göre deli olmaya neden olan şeyler, ruha müthiş bir haz veren yıldızlar, tarif edilemeyecek kadar güzel, tabiatın yeniden canlanışının bir habercisi tepeden tırnağa çiçek açmış olan ağacın kokusudur. Bunların güzelliğine dayanacak yürek, can yoktur. Tüm bu güzellikleri ortaya çıkaran bahardır aslında bu vazgeçilemeyen dünya. Bahardır insanı kendinden geçiren, yaşama sevinciyle dolduran. Nabi’nin şu beytine kulak verelim:
Geldikçe nakd-i huşumuzu sarf eder gider
Çoktur bizim muhasebemiz nev-bahar ile
Bizim nev-bahar (ilkbahar) ile muhasebemiz (hesaplaşmamız, alışverişimiz) çoktur. O geldikçe nakd-i huşumuzu (akıl sermayemizi) sarf eder gider.
Aynı şeyleri söylemiyor mu Nabi? Bahar geldi mi akıl gider. Bahar, güzelliğiyle, tazeliğiyle, diriliğiyle insanı deli eder.
Orhan Veli’de de “bu dünya” aslında “bahar”dır. Bir sonraki dizedeki kelimeler koku, tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç ve yıldızlar bu anlamsal yüklemeyi kanıtlar nitelikte. Şiiri şiir yapan da bu değil midir zaten. Anlamsal, sessel, sözcüksel, sözdizimsel sapmalar…
Orhan Veli, delirmenin tatlı kuruntusunu yaşamakta ve bu durumun ona verdiği hazzı hissetmektedir. Yani buradaki delirme bir cinnet durumu değil bir zevk çılgınlığı bir kendinden geçiştir. O bu güzellikleri bırakıp gitmek istemez:
Yaşamak kolay değil ya kardeşler
Ölmek de değil
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak
derken de aynı duygular içindedir şair. Güzel havalardan şikayet ettiği “Beni bu güzel havalar mahvetti şiiri de aynı ruh halini yansıtır. O bu dünyadan ayrılmayı hiç istemez Dünya güzeldir:
Bakakalırım giden geminin ardından
Atamam kendimi denize, dünya güzel
Serde erkeklik var, ağlayamam
Baharın İlk Sabahları
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar;
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.
Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: "Sıkıntılar dura dursun !"
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.
Bir de Sezai Karakoç’un şu dizelerine bakalım:
Yıldızların yere yakınlığından
Fazlalaşmış akıl hastaları
istanbul deyince aklıma
yahya kemal gelirdi bir eyyam
şimdi orhan veli gelir.
deminden beri dilimin ucundasın orhan veli
deminden beri senin tadın senin tuzun
senin şiirin senin yüzün
yaralı bir güvercin misali
başımın üstünde dolanır durur
gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
neresine mi arayan bulur
erbabı bilir
deli eder insanı bu şehir deli
kadehlerin çınlasın orhan veli
Bedri Rahmi Eyüboğlu
DALGA
Mesut sanmak için kendimi
Ne kağıt isterim, ne kalem;
Parmaklarımda cıgaram,
Dalar giderim mavisinden içeri
Karşımda duran resmin.
Giderim, deniz çeker;
Deniz çeker, dünya tutar.
İçkiye benzer bir şey mi var,
Bir şey mi var ki havada
Deli eder insanı, sarhoş eder?
Bilirim, yalan, hepsi yalan;
Taka olduğum, tekne olduğum yalan;
Suların kaburgalarımdaki serinliği,
İskotada uğuldayan rüzgar,
Haftalarca dinmeyen motor sesi,
Yalan.
Ama gene de,
Gene de güzel günler geçirebilirim;
Geçirebilirim bu mavilikte,
Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
Ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
Her sabah erikleri saran buğundan,
Buğudan, sisten, ışıktan, kokudan…
Ne kağıt yeter ne kalem,
Mesut sanmam için kendimi.
Bunların hepsi… hepsi fasafiso.
Ne takayım, ne tekneyim.
Öyle bir yerde olmalıyım,
Öyle bir yerde olmalıyım ki,
Ne karpuz kabuğu gibi,
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi…
İnsan gibi.
ORHAN VELİ
(Yaprak ,1.12.1949)